TAHSİLİ
Seyyid Muhammed Nûr yaşı yediye vardığında Kahire’ye gidip Şeyh Hasan el-Kuveysnî’den (1254/1839) öğrenim görmüştür. Câmiü’l-Ezher’deki tahsil süresi dokuz yıl sürmüş (1235-1244/1819-1828) hocası Şeyh Hasan el-Kuveysnî kendisiyle yakından ilgilenmiş, hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştır. Şeyhinin emriyle gittiği Yanya’da Şeyh Yûsuf’un (1245/1829) damadı Talât Efendi’den tahsile devam etmiştir. 1245/1829’da Mekke’ye gittiğinde orada Şeyh Ömer Abdürrasûl’den hadîs okumuştur.
TARÎKATLARA İNTİSÂBI VE ALDIĞI İCÂZETNÂMELER
Kendisine ilk tahsili veren ve O’nu bu yolda şekillendiren üstadı Hasan el-Kuveysnî’nin bir tarîkat adıyla ders vermeyişi dikkat çekicidir. Ayrıca, Seyyid M. Nûr’u Rumeli’ye yollayışı adı geçen şeyhin melâmete sahip oluşunu isbat derecesinde destekleyen bir durumdur. Bilindiği üzere Rumeli daha önceleri melâmet neşesini tanımıştı. Seyyid M. Nûr, şeyh Hasan el-Kuveysnî’nin emriyle Yanya’ya Şeyh Ahmed Efendi ile gitmiş ve orada Nakşibendî Şeyhi Yûsuf Efendi’ye bağlanmakla bu tarîkata girmiştir. Kısa bir süre sonra bu sefer Şeyh Yûsuf Efendi’nin emriyle Mekke’ye gitmiş ve orada boş durmayarak Şeyh İbrahim eş-Şemârikî’den Halvetiyye-i Şabaniyye, Üveysiyye ve Ekberiyye tarîkatlarına intisâb etmiştir. Aynı zamanda hadîs dersini de aldığı Şeyh Ömer Abdürrasul’e intisâb etmek istemiş, O da kendisine Mısır’a dönmesini ve Şafiî mezhebi üzere yolda namazlarını kasru cem’ ile (öğle ile ikindi, akşamla yatsı namazlarını birleştirip kılmak) kılmasını emretmiştir. Seyyid M. Nûr, Hanefî mezhebinde olmasına rağmen, bu emre uyarak Mısır’a dönmüştür. Daha sonraları, İstanbul’da misafir olarak bulunduğu sıralarda (1255/1839 civarı) Şeyh Abdülhâlık el-Kazgani (Kazancı) Efendi’den de tarîkat-ı Nakşibendiyye almıştır. 1259/1843 yılında ikinci defa olarak hacca gidişinde bu kez Abdülhâlık Efendi halîfelerinden Şeyh Mustafa b. Mahmûd Trabzonî Efendi’den tarîkatı tamamlayarak yola giriş ve öğretme icazetnamesi (izin belgesi) almıştır.Çeşitli tarîkatlardan aldığı icâzetnâmelere gelince; a- Nakşîbendî Silsilesi: Hz. Muhammed Mustafa (S.A.S)- Hz. Ebûbekir (R.A)- Selmân Fârisî- Kasım b. Muhammed b. Ebûbekir- İmâm Cafer Sadık- Bayezid Bestami- Ebu’l-Hasan el-Harkânî-Ebû Alî Farmedî-Yûsuf Hemedânî-Abdülhâlık Gucduvânî-Arif Rîvekerî-Mahmûd el-Encir Gaznevî-Alî Muhammed Bâbâ Simâsî-Emir Gülâl- M. Bahâeddîn Nakşıbend -Alâaddîn Attar- Yakub Çerhilhisarî-Hâce Abdullâh Ahrar Semerkandî- Muhammed Zahidî- Derviş Muhammed Emkenlî- Hacegi es-Semerkandî Emkenlî- Muhammed Bâkî- Ahmed Serhendî- Masûm Hindî- Ahmed Mekkî- Hâce Habibullâh Buharî- Hüda Kulu- Molla Abdullâh Muhammed- Molla İdrîs- Muhammed Niyazî Kulu- Abdülhâlık Kazanî- Mustafa Efendi Trabzonî- Muhammed Nûr… b- Halvetiyye-i Şabaniyye Silsilesi: Hz. Muhammed (S.A.S)- Hz. Alî (K.V) - Hasan Basrî- Habîb Acemî- Dâvud et-Taî- Marûf el-Kerhî- Serî es-Sekatî- Cüneyd Bağdâdî- Mimşâd Dîneverî- Muhammed el-Bekrî- Kadı Vecîhüddîn Ömer el-Bekrî- Ebu’n-Necib Sühreverdî- Kutbeddîn el-Ebherî- Rükneddîn Necaşî- Şehâbeddîn Tebrîzî- Hâce Cemâleddîn Şirazî- İbrahim Zahid el-Geylânî- Ahî Muhammed el-Halvetî-Pîr Ömer el-Halvetî- Ahî Mîrim el Halvetî- Sadreddîn Hayyamî- Seyyid Yahya Şirvanî- Muhammed Bahaeddîn- Cemâl el-Halvetî- Hayreddîn Tokadî- Şaban Veli Kastamonî- Ömer el-Fuadî- İsmail Çorumî- Muslihuddîn- Şeyh Karabaş Veli (Alî el-Atval)- Mustafa Doğanî el-Mûrî Edirnâvî- Abdüllatif el-Halebî- Seyyid Mustafa el-Bekrî- Şemseddîn Muhammed el-Hanefî- Mahmûd el-Kürdî- Abdullâh Şarkâvî- Muhammed Ebu’n-Nüca- Alî et-Tûfî- İbrahim eş-Şemarikî- Muhammed Nûr… c- Ekberiyye Silsilesi : (Muhyiddîn İbnü’l- Arabî’de son bulur) Muhyiddîn İbnü’l-Arabî -Şeyh Hasan- İbrahim el-Ciretî ez-Zübeydî- Ebu’l-Feth Osman el-Meragî- Zekeriyya el-Ensarî- Abdülvahhab Şa’rânî- Alî Senâvî Ebu’l- Mevâhib Ahmed b. Abdulkuddüs- Safiyüddîn el-Kaşşaşî- İbrahim el-Kürdî el-Güranî- Muhammed el- Büdeyrî- Mustafa el-Bekrî- Muhammed Şemseddîn el-Hanefî- Mahmûd el-Kürdî- Abdullâh Şarkâvî- Alî et-Tufî- Muhammed Ebu’n-Nücâ- İbrahim eş-Şemarikî- Muhammed Nûr… d- Üveysiyye Silsilesi : Hz. Muhammed (S.A.S)- Hz. Ömer ve Hz. Alî (R.A)- Üveys el-Karanî- Musa b. Yezid Raî- Sultan Ebû İshak İbrahim Edhem- Şakîk Belhî- Ebû Amr el- İstahurî- Ebu Cafer el-Haddad- Cüneyd Bağdadî- Mimşâd Dîneverî- Ahmed Esved Dîneverî- Muhammed el- Bekrî- Kadı Vecihüddîn Ömer el-Bekrî- Ebu’n-Necib Sühreverdî- Şehâbeddîn Ömer Sühreverdî- Necîbuddîn Alî b. Berg eş-Şirazî- Abdüssamed Şüsterî- Mahmûd el-Isfahanî- Yûsuf el-Acemî el-Güranî- Hasan Şüsterî- Ahmed ez-Zahid- Muhammed el-Kamerî el-Vasıtî- Şeyhulislâm Ebu Yahya Zekeriyya el-Ensarî- İmâm Abdülvahhab Şa’rânî-Nureddîn Alî b. Abdülkuddüs es-Senâvî- Şeyhu’l-Melâmî İbrahim b. Hüseyin el-Kürdî-Şeyh Tâhir el-Medenî- Abdülganî en-Nablûsî- Mustafa el-Bekrî- Muhammed el-Hanefî- Mahmûd el-Kürdî- Abdullâh Şarkâvî- Alî et-Tufî- Muhammed Ebun- Nüca- İbrahim eş-Şemarikî- Muhammed Nûr…
MÜDERRİSLİĞİ
Seyyid Muhammed Nûr, kısa sürede bilgi ve marifet kazandıktan sonra, şeyhi ve feyz ve yücelme sebebi olan üstadı Hasan el-Kuveysnî’nin “Filân kitabı okut, sen Rum’a git” emriyle 1245/1829’da Rumeli’ye doğru yola çıkar. İskenderiye’den ayrılıp Antalya-Gelibolu-Selânik şehirlerinde biraz kaldıktan sonra Serez’e gelir ve Serez medresesinde bir süre müderrislikte bulunur. Demirhisar, Doyran, Ustrumca yoluyla Koçana’ya varır ve Üsküp valisi Hıfzı Paşa’nın (1277/1860) yaptırdığı Koçana medresesi’nde yerli halkın büyük ricaları sonunda müderrisliğe başlar. Yıl, 1249/1833 tür. Müderris olduğu senenin Ramazan ayında da Koçana Camii’nde Kasîde-i Emalî’yi Türkçe açıklayarak, okutmuştur. Usûl-i Fıkıh ve Fenarî de takrir ettiği dersler arasındadır. O tarihte mevcut talebelerinin başlıcaları; İbrahim, Alî, Hasan ve Ahmed Efendilerdir. Üsküp valisi Hıfzı Paşa, daha henüz yirmibir yaşında olan bu değerli hocayı görmek arzusuyla Üsküb’e davet etmiş, görüşmüş ve oradaki alimlerle de tanıştırmıştır. Bu görüşme sonucu Hıfzı Paşa kendisini sevmiş evlât ve yakınlarının öğretimi için Koçana’ya beraber gitmelerini istemiştir. Fakat Paşa’nın hanımı çocuklarından ayrılmayı göze alamayınca, Seyyid Muhammed Nûr’a Üsküp’te devamlı oturmasını rica etmişler, O da buna razı olmamış, sonunda yılın altı ayı Koçana’da, diğer altı ayı da Üsküp’te oturulmasına karar verilmiştir. 1269/1852 yılında kendisine bîat eden Müşir Çerkes İsmail Paşa’nın (1277/1860) davetiyle Manastır’da üç ay ikameti esnasında çoğunluğu memur ve subaylardan oluşan bir zümreye Şeyh Bedreddîn’in (837/1420) Vâridât adlı eserini okutmuş ve bu takrîri zaptedilerek Letâifü’t-Tahkîkât fî şerhi’l-Vâridât adı verilmiştir. 1288/1871 yılında, içlerinde Harirîzâde Hoca M. Kemâleddîn (1299/1881), Rifâî şeyhi Ahmed Safi (1310/1892), Şeyhulislâm Mîr Muhtar (Molla Bey) (1300/1882), Mirefte’li Hoca Abdullâh Hulûsi (1302/1884), Evkaf Müfettişi Hacı Tevfik, Mısır mollası Kâmil ve Mevlevihane kapısı Tarsus Rifâî şeyhi Abdülkerîm (1323/1906) Efendilerin bulunduğu ilim erbabına Alay Emin’i Halil Efendi’nin evinde Seyyid Şerîf Cürcanî’nin Vahdet-i Vücûd risâlesini ve bundan başka et-Tâiyyetü’l-Fârıdıyye ile Risâletü’l-Ahadiyye’yi okutmuştur.
MELÂMET ZEVKİNİ TAHSİLİ
Tarîkatlara intisâbı bahsinde biraz değindiğimiz gibi, şeyhi ve üstadı olan Hasan el-Kuveysnî kendisini bir tarîkat adâbıyla yetiştirmeyip Rumeli’ye yollamış, bu da O’nun melâmet zevkini gösteren bir keyfiyet olmuştur, demiştik. Seyyid Muhammed Nûr, 1253/1837’de gördüğü rüyada Peygamber Efendimiz’in kendisine üç satır yazılı bir kâğıt verdiğini ve Hz. Ebûbekir’in bunu Tevhîd-i Ef’âl, Tevhîd-i Sıfât ve Tevhîd-i Zât diye okuyup, fenâ makâmlarını telkîn eylediğini bildiriyor. Seyyid Muhammed Nûr, telkîn aldığı bu üç makâmın zevkine devamın yanında kendisine intisap edenleri de anılan mertebelerin neş’esiyle 1259/1843 yılına kadar yetiştirmiştir. Adı geçen yılın Şaban ayının ondördünde Mekke’ye varan Seyyid Muhammed Nûr, bu ziyarette de kendisinin halâ manevi alanda mükemmel olmadığını görüyor ve yanındaki müridi Üsküp ulemâsından Hacı Nebî Efendi’ye; “Bize bu ilm-i zâhir yetmez. Mekke-i Mükerreme ve Beyt-i Şerîf, mürşid-i kâmilden boş değildir. Kendimize bir mürşid-i kâmil arayıp bulmamıza fırsattır” diyor. Sonunda meczûb Mekke’li melâmi Derviş Mehmed’e kavuştuğunu söylüyor. Adı geçen derviş, Seyyid Muhammed Nûr’a bir Erbâin çıkarmasını emrettiğini ve bu itikâf esnasında kendisine makâmât-ı Bekâ, ya'nî; Cem’, Hazretü’l-Cem’ ve Cem’ul-Cem’in Hz. Rasûlullâh’ın rûhaniyyeti tarafından uyanık halde telkîn edildiğini söylediğini görüyoruz. Haccı yerine getirdikten sonra Mısır yoluyla Rumeli’ye dönerken yol üzerinde Yenbu’ denilen yerde hatm makâmı olan Ahadiyyetü’l-Cem’ makâmının yine Rasûlullâh tarafından şebeke içine alınıp telkîn edildiğini söylüyor. Bekâbillâh mertebelerini telkîn alışını Menba’u’n-Nûr adlı risâlesinin ilgili bölümünden aynen veriyoruz. “1255 tarîhinde Üsküp’te oturdum. 59 senesine kadar bu makâmât-ı selâseye müdâvemet eyleyip zevkeyledim. 59 tarîhinde Hicaz’a azîmet eyledim. Mekke-i Mükerreme’ye şehr-i Şaban’ın ondördüncü gününde dâhil oldum. Tavaf-ı kudûm eyledim. Harem-i şerîf’de otururken meczûb sûretinde bir zât yanıma gelip oturdu. Gömleğinin üstünde kehleler(bitler) gezip, tamam gömleğime geçecek dereceye geldikleri zaman yine dönerlerdi. O zât bana dedi ki: “Sakın kehlemizden korkma. Zîra bizim kehlemiz terbiyelidir. Başka kimseye gitmez.” Ben dahi, “İsminiz nedir?” dedim. “İsmim Derviş Mehmed’dir, ehl-i Mekke’den ve Beytü’l-Kadi evlâtlarındanım.” dedi. ”45 tarîhînde Hacc-ı Şerîf’e geldiğin vakit seninle beraber oturdum. Hatta ol vakit mavi kürk giymiştin. Daha hadâset-i sinnin(gençliğin) vardı” buyurdular. “Tarîkiniz nedir?” dedim. “Muhammediyye’dir” buyurdular. “Ben de isterim” dedim. “Gir” dedi. “Dersin nedir?” dedim. “Cem’u’l- Cem’dir” dedi. “Makâmât-ı Tevhîd bana telkîn olunduğundan telkîn eyle” dedim. “Kırk gün halvete gir” dedi. Fakîr dahi kırk gün halvete girdim. Zeytinyağı katık eyledim. Esna-i halvette, makâm-ı Hanefî ardında rü'yâda bir zât gördüm ki, tavafta ve Hacer-i Esved ziyaretinde olan izdihamda elini öpmeye yürüdüm. Ol zât kıyâm buyurdular. Elini öptüm. Oturdular. Ben dahi uyandım. Ba’dehu, Derviş Mehmet Hazretleri’ne ma’nâyı nakleyledim. “Tevhîd-i Zât mürşidi oldun” dedi. “Ne vakit?” dedim. “Haber veririm” dedi. Ba’dehu, Zi’l-hicce’nin onbeşinci günü Bâbü’l-basîta hizâsında Derviş Mehmed’e mülaki oldum. Gördüğüm zât yine zuhûr etti. (S.A.S.) O esnâda Derviş Mehmed çekildi. Ve ol zât duadan sonra Beyt-i Şerîf’e karşı Fakîr için tazarru’(yalvarış) ve niyâz eyledikten sonra odaya gelip hizmetimizde bulunan Gradas’lı Hacı Emin’i gördük. Ma’nen makâm-ı Cem’i telkîn eyledi. Ve, ta’am(yemek) teklif eyledim. “Ta’am yemeyiz” dediler. Ba’dehu “Medine’ye gitmek isterim selâm var mı?” dedi. Fakîr, “Selâm ederim” dedim. “Yarın inşâallâh bu vakit gelirim” dedi. Fi’l-vaki’ ertesi gün ol vakit o mevzi’de yine karşılaştım. Önceki gibi, Fakîr için Beyt-i Şerîf’e karşı dua ve tazarru’ eyledi. Ba’dehu odaya geldi. Hazretü’l-Cem makâmını ma’nen telkîn eyledi. Ke’l- evvel, ta’am teklif eyledim. “Ta’am yemeyiz” dedikte, “Ta’am yemezseniz, lâkin giyersiniz ya” deyup kisvemi verdim. Aldı ve giydi. Ba’dehu, bana “Medîne’de mülâkî oluruz” dedi. Fakîr dahi Medîne’ye vardım. Fi’l-vaki’ Babü’s-Selâm’da mülâkî olduk. Cem’u’l-Cem’ makâmını telkîn eyledi. İzdiham, güya kimse yok gibi idi. “Bağdad’a gideceğim” dedi. Fakîr dahi bir haftadan sonra Medîne’den çıkıp, Mısır cânibine teveccüh eyledim. Konak konak gidip bir gün Cin kal’asına vardık. Fakîr, bir koyun alıp pişirtip fukarâya tasadduk eyledim. Ve başını alıp kendim yedim. Ve gün uykusu uyurken, ma’nâda kendimi Medîne’ye varıp Babü’s-Selâm’dan dâhil olur gördüm. Rasûlullâh (S.A.S.) hazretlerinin şebeke-i şerîfi yanına vardım. O anda Hz. Rasûlullâh (S.A.S.) hazretlerinin sûret-i unsuriyyesi olmayan sûret-i nûraniyyesini görüp, güneşin nûrundan daha safî ve nûrlu gördüm. Hz Rasûlullâh dahi şebeke-i şerîfin dâhilinden mübarek ellerini açıp, Fakîr’e “Yürü” dedi. Fakîr dahi yürüdüğümde beni, şebeke-i şerîfin içine aldı. Ol anda şebeke-i şerîfte mahvolup, Fakîr’i kendine geçti. Ve Ahadiyyetü’l-Cem’ makâmını telkîn eyledi. Bu ifadeye göre melâmet zevkini bizzât Rasûlullâh’tan alan Seyyid Muhammed Nûr, 15 Rebîulevvel 1267/1851 Cuma gecesi Tevhîd’i yaymaya memur olduğunu bildirmiş, o gece ve müteakib günlerde kendisine ileri gelen kişiler bîat etmişlerdir.
GÖRDÜĞÜ MANÂLAR VE İNSİLÂH OLAYI
Bazı tarîkat ileri gelenleri hakkında çeşitli rüya menkıbeleri anlatılır. Seyyid Muhammed Nûr’dan da bir çok rüya hadiseleri bize gelmiştir. Bunlardan ikisini bizzât kendi ağzından dinleyelim. 1- Rasûlullâh’tan hırka giydiğini şöyle anlatmaktadır: “Ve sene-i merkûmede (1253/1838) Babü’s-Selâm’dan duhul edip huzûr-u Rasûlullâh’ta dururken Ebûbekir (r.a.) şebekenin Babu’t-Tevbe kapısı yanında durup, Fakîr’e eliyle “Gel” deyu işâret eyledi. Fakîr de vardım. Kapıyı ve hücreyi(odayı) açtı. Rasûlullâh (S.A.S.) hurûc edip(çıkıp) sağ elinde yeşil ve sol elinde beyaz hırkaları hiddetle, “Al, giy” deyu emir buyurdular. Fakîr dahi fi’l-hal bükâ eyledim(hemen ağladım).Ebûbekir (R.A.) “Niçin ağlarsın” dedikte, ben dahi “Bana Rasûlullâh gazab eyledi” diye cevap verdim. Ebûbekir (R.A.) “Sana ancak bu yolda tekâsül(tembellik) etmeyesin deyu yol gösterdi” dedi. Ben dahi rü'yâdan uyandım. Elhamdülillâh, hırkayı giydiğimden maâda hırka senedini dahi ‘an Rasûlillâh telâkki eyledim. Şeyhu’l-Ekber Efendimiz Hızır (A.S.)’dan telâkki eyledi. 2- Hz. Ebûbekir’in kendisine Tevhîd mertebelerini emr-i Rasûlullâh ile telkîn eylediğini de şöyle anlatmaktadır: “Ve yine 1254/1839 tarîhinde Koçana medresesi’nin dershanesinde ma’nâda (S.A.S) ile Ebûbekir ve Alî hazerâtı dershaneye gelip, Rasûlullâh (S.A.S.) şilte üzerinde oturup Ebûbekir önünde, kilim üzerinde oturdu. Rasûlullâh (S.A.S.) bir divit ve bir kâğıt aradı. Ben dahi divit ve kâğıt verdim. Rasûlullâh (S.A.S.) dahi üç bend yazı yazdı. Fakîr’e verdi. Ve “Oku” deyu buyurdu. Fakîr dahi okuyup, “Ma’nâsını bildim. Lâkin müellefi (yazılanı) lâyıkıyla anlayamadım.” dedim. Rasûlullâh dahi Ebubekir’e, telkîn etsin diye emir buyurdu. Ebûbekir dahi bir bendi Tevhîdü’l-Ef’âl ve bir bendi Tevhîdü’s-Sıfât ve bir bendi Tevhîdü’z-Zât olarak telkîn eyledi. Rü’yadan uyanıp, mütenebbih oldum(kendime geldim).” İNSİLÂH olayına gelince; Seyyid Muhammed Nûr, 1297/1879’da kendisinde erbâb-ı tasavvufça insilâh adı verilen halin vaki’ olduğunu şu ifadelerle anlatır: “Sene 97. Ustrumca’da odamda Sultanü’l-Aşıkîn İbnü’l-Fârıd (K.S.) divanı nazmını alıp okurken kendimdem gaib oldum. Müzdelife ve Meş’arü’l-Haram yanında cemm-i gafir(kalabalık) asker taburu gibi üçer üçer, üç tabur kadar, önlerinde üç zât. Sağ taraftaki, Mekke’de odada bize telkîn eden Rasûlullâh mıdır, derken cemâlin açtı ve yanına vardım. Dedi ki: “Enbiyâ kardeşlerimizdir. Ancak onları bildiğini onlara bildirme…
SEYAHATLERİ VE HAC ZİYARETLERİ
Seyyid Muhammed Nûr’un bu tür etkinlikleri bir maksad ve bir hedef üzerine kuruludur. O, öğrendiği ilim ve irfanı etrafına sunmak için gayret göstermiştir. Selim Paşa’nın (1289/1892) davetinden önce yaptığı gezilere (1266/1850) bakacak olursak; daha genç yaşında –onyedi yaşında- Yanya’ya, oradan Mekke’ye ve tekrar Mısır’a dönüşteki seyahatleri, ibret alınacak cinstendir ve o zaman kendisini “Yetiştirme” çabası içerisinde görünmektedir. 1245/1830 da yaptığı Hac ziyaretinden sonra Mısır’a gelip, şeyhi olan Hasan el-Kuveysnî’nin “Filân kitabı okut, sen Rum’a git” emriyle Rumeli’ye çıktığı seyahatlerinde müderrislik ve mürşidlik görevini üstlendiği belirginleşmiştir. 1245/1830 ile 1259/1843 yılları arasında ilm-i tevhîd’in fena mertebeleri olan Tevhîd-i Ef’âl, Tevhîd-i Sıfât ve Tevhîd-i Zât’ı zevketmeye devam etmiştir. 1259/1843’de Mekke’ye gittiğinde Derviş Mehmed ile karşılaştıktan ve Bekâ makâmlarını Peygamber (S.A.S.)’den telkîn aldıktan sonra yaptığı ziyaret ve seyahatlarda bu makâmları da telkîn etmektedir. 1268/1851 yılına kadar çeşitli tarîkatlar adına ve o tarîkat usûl ve kuralları üzerinde ders veren ve şeyhlikte bulunan Seyyid Muhammed Nûr, bu tarihten itibaren artık Melâmîlik adıyla anılan tasavvuf ve Tevhîd neş’esini telkîn edip öğretmeye başlamıştır. Bir diğer ifadeyle Seyyid Muhammed Nûr yaptığı ziyaretleri önceleri üstadları ve şeyhlerinin emriyle -Yanya’ya üstadı Hasan el-Kuveysnî, Mekke’ye şeyhi Yûsuf Efendi, Mısır’a şeyhi Ömer Abdürrasûl ve tekrar Rumeli’ye şeyhi ve hocası Hasan el-Kuveysnî’nin emriyle gittiğini görmüştük- yerine getiriyordu. Sonraları irşâd amacı başta olmak kaydıyla kendilerince gördükleri lüzûm ve sevenleri tarafından yapılan davetler üzerine çeşitli zamanlarda seyahatlarda bulundu. Bu geziler, öncelikle İstanbul olmak üzere, Manastır, Prizren, Selânik ve Bosna gibi ünlü şehirlere olmuştur. Seyahatlerini tarih sırasıyla inceleyelim: Seyyid Muhammed Nûr, 1259/1843’de Mekke’de melâmî Derviş Mehmed ile buluştuğu ve Hz. Peygamber’den Bekâ makâmlarını telkîn aldığı Hac ziyaretinden sonra döndüğü Üsküp’te Hıfzı Paşa’nın yerine valiliğe geçen Servili Selîm Paşa ile tanışmış ve O’nu da müridleri arasına alarak zikr-i dâimîyi telkîn etmiştir. 1266/1850’de İstanbul’a seyahatini görüyoruz. Davet, Hassa müşirliğine tayin olunan Üsküp Valisi Selîm Paşa tarafından yapılmış, Seyyid Muhammed Nûr burada altı ay kalarak İstanbul bilgin ve şeyhleriyle görüşmüştür. İstanbul dönüşü Üsküb’e gelmiş vilâyet merkezinin Prizren’e taşınması nedeniyle bu kez oraya giderek şehrin ileri gelenleriyle tanışmış ve her zaman halktan ziyade ileri gelenlerle temasta bulunmayı tercih etmiştir. Bu davranışıyla O, halkın rûh halini pek güzel bildiğini ve onların daima büyüklerine uyacaklarının idraki içinde olduğunu göstermiştir. 1267/1850 Rebiülâhir’ın onbeşinci Cuma gecesi Tevhîd’i neşre görevli olduğu ve ertesi günü 16 Rebiülâhir, kendisine alay imâmı Hamit, tabur imâmı Alî Efendi’lerle, tabur kâtibi ve üç yüzbaşının, daha ertesi günü de İşkodra alimlerinden Şaban Efendi’nin bîat ettiğini görüyoruz. 1269/1852’de Rus savaşı başlamış, Seyyid Muhammed Nûr bu kez Prizren’den Üsküb’e dönmüştür. Bu dönüşünde kendisine bîat eden Müşîr Çerkes İsmail Paşa’nın ısrarlı daveti üzerine Manastır seyahatı başlamış ve orada kaldığı üç ay içerisinde subay ve memurlardan oluşan zümreye Şeyh Bedreddîn’in Vâridât adlı eserini okutmuştur.- Müderrisliği bölümünde zikretmiştik. 1285/1868’de İstanbul’a Zaptiye Müşîr’i Hüsnü Paşa’nın (1294/1877) davetiyle, yanında oğlu Şerîf Efendi (1326/1908) olduğu halde gelmiş ve Paşa’nın konağında altı ay misafir kalmıştır. Bu süre zarfında da İstanbul bilgin ve şeyhleriyle sohbetlerde bulunmuştur. (Bu ziyaret, Saray’a yapılan Seyyid Muhammed Nûrü’l-Arabî’nin neşr-i ilhâd ettiği (küfrü yaydığı) gerekçeli şikâyet üzerine yapılmış ve şikâyetin asılsız sebebe dayandığı görülmüştür.) 1286/1869’da İstanbul’a yaptığı gezi bu defa eski Bosna Valisi Topal Osman Paşa (1291/1874) ile Zaptiye Müşir’i Hüsnü Paşa’nın davetleri üzerine gerçekleşmiş, Seyyid Muhammed Nûr, yine yanına oğlu Şerîf Efendi’yi almış, beş ay süreyle misafir kaldığı Hüsnü Paşa’nın konağında sohbetlerde bulunmuştur. 1287/1870’de Manastır’a yaptığı seyahatini görüyoruz. Daveti, Ruznameci Hüsnü Bey, oğlunun sünnet törenine teşrifleri için yapmaktadır. Yolda Tikveş adlı şehirde birkaç gün misafir olarak kalan Seyyid Muhammed Nûr yüce mazhariyyete kavuştuğunu, kendisine “Kutbiyet” makâmının verildiğini müjdelemiş ve ilân etmiştir. 27 Cemaziyelahir 1287. Saat : 10.00 Alaturka. 1288/1871’de İstanbul’a bir seyahatını daha görüyoruz. Bu defasında da oğlu Şerîf Efendi ile beraber Şeyhulislâm Mîr Ahmet Muhtar Efendi’nin davetine katılır. Boyacıköy’de Harîrîzâde M. Kemâleddîn Efendi’nin evinde otururlar. Kalınan süre içinde müderrisliği bahsinde değindiğimiz gibi, içlerinde ün yapmış kişilere Vahdet-i Vücûd konularını içeren kitaplar okutmuş ve onları bîata almıştır. 1289/1872’de İstanbul’a beşinci defa ziyarete gelir. Davet Şeyhulislâm Mîr Ahmet Muhtar Paşa (Molla Bey) tarafından yapılmış ve beş ay süreyle kalınmıştır. Bu süre içinde de telkîn ve sohbet meclisleri kurulmuştur. 1291/1874’de bu kez Ustrumca seyahatı başlar. Bu gezi hemen bütün Ustrumca halkının daveti sonucu gerçekleşir. Seyyid Muhammed Nûr davete icabet eder ve oğlu Şerîf Efendi’nin isteği üzerine altı ay Üsküp’te, altı ay da havasının güzelliği ile dikkat çeken Ustrumca’da kalırlar. 1297/1879’da hac ziyaretine yüz ihvanıyla gider. Hac görevinden dönerler. Kosova’da meydâna gelen isyana dostlarını karıştırmaz ve böylece kurduğu mesleği, hangi sûretle olursa olsun şaibe (şüphe) altında kalmaktan korumuş ve kurtarmıştır. 1302/1884’te de 130 ihvanıyla hacca gider. Hac ziyaretinde yanında damadı Hacı Abdürrahîm Efendi ile torunu Hacı Kemâl Efendi de vardır. Hac dönüşünde damadı Hacı Abdürrahîm Efendi, vapur Süveyş Kanalını geçerken vefât eder ve cenazesi vapurdan alınarak “Ayn-ı Mûsâ” adlı yerde toprağa verilir. Bu hac yolculuğu bir yıla yakın sürmüş, sohbet ve muhabbetlerle dolu bir şekilde zaman değerlendirilmiştir. Ustrumca’ya dönüldüğünde, Seyyid Muhammed Nûr bir daha Rumeli’den ayrılmaz.
VEFÂTI
İslâm’ın ilim ve irfana verdiği önemi sürekli aşılayan Seyyid Muhammed Nûr, aynı zamanda ilâhî emirlere, Şerîat-ı Muhammediye’ye bağlılığın şart olduğunu hareketleriyle de gösteriyor ve her dakikasını ibâdet ve tâatta geçiriyordu. 1305/1887 kışı bitmiş ve Mart ayı gelmişti. 11 Mart günü bütün ihvanı çağırttı ve onlara son öğütlerini yaptı. Mısır’da doğan Seyyid Muhammed Nûr, Türkler arasında yaşamış, her halükârda Türkçe konuşmuş, yazmış ve eser bırakmıştır. Onlardan evlenmiş ve çocuklarını evlendirmiş ve son anlarında yine onların arasında olmuştur. Gelenlerin her biriyle helâlleşir, onlara tesellide bulunur. 29 Cemaziyelâhir 1305 - 12 Mart 1887 Pazartesi gecesi HAKK’a kavuşur. Ustrumca’da vefât ettiği odada, peygamberin vefât ettiği odasında defnolunduğu gibi defnedilmiştir. Ustrumca, halen Makedonya’nın bir sınır şehridir. Mısır’da başlayan ömür, tam yetmiş dört yıl sonra Ustrumca’da noktalanmış olur. Rûhu şâd olsun