ÂDEM as.

Hakkında Sorular ve Cevaplar

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

Hamd; âlemlerin rabbine ve cümle âlemlerdeki her bir varlığı ve bu varlıklar içinde âdemi kendine yeryüzünde halife yaratan Allah'a mahsustur. Selama layık olan ise, yüce Allah'ın sevgilisi/habibi Hz. Muhammed s.a.v ve onun ehlibeytidir. O ehlibeyt ki nuru Muhammed mazhariyeti ve Âdemi kemalat ile cümle zamanlarda sağ ve mevcuttur. Mesleki Resulü Melami yenin irşat hizmetkârı ve Ehli beyti manevi olan, Ademiyetin günümüz nasiplilerinden, Kosova devletinin Prizren şehrinde ikamet edip bu mazhariyeti ile etrafını aydınlatan, Abdullah Rahte efendinin tarafıma sorduğu sorulara mazhariyetimiz nispetinde verdiğimiz cevaplardır.

 

1-Soru: Âdemin a.s. yaratılması nedir?

 Cevap: Âdemin yaratılmasının sebebi, Âdem a.s ile zahir olan insanı kâmil marifeti ile Allah’ın kendi bilinmekliğine muhabbet etmesi, yani âşık olmasıdır.

 

2.-Soru Âdemin yaşadığı Cennet nedir?

 Cevap: Âdemin Hava ile yaşadığı cennet Berzah cennetidir. Bu cennete bütün veliler fenafillâh irfaniyeti ile dâhil olduklarından bu cennete, velayet cenneti de denir. Bu cennet kulun kendi yokluğunda hep Hakk’ı müşahede etmesinden hâsıl olan zevki ilahi ile zevklenmesidir.

 

3-Soru: Âdemin Yanlışa/hataya düşmesi/günah işlemesi (yasak ağaçtan yemesi) nedir?

 Cevap: Berzah Cennetinde âdeme yasak olan ağaç gaflet ağacıdır. Âdem bu ağaca yaklaşmakla emri ilahiyi çiğneyip günaha girdi. Bu ağaca âdem âdemliğiyle yakın olmaz, yani ademiyetle bu ağaca yaklaşılmaz. Onun için iblis evvela Havayı aldattı sonra Hava da âdeme ben o yasak ağaçtan yedim hiçbir zarar görmedim dedi. Ve Âdem de bunun üzerine ağaca yaklaşarak emri ilahiyi çiğneyip günaha girdi. Bunun anlamı ve izahı şöyledir: Pir Seyyid Muhammed Nur Hz.leri “kul ulviyete yükselirse ruh, sufliyete düşerse nefis tabir olunur” buyurur. Âdemi kemalat, ruh yani vahdeti icap eder. Hakka vuslat uyanıklığı ile Vahdete Ruha yükselmiş olan bir kul, Allah'ın emrini asla çiğnemez. Kul ancak sufliyete düşerse yani nefsi onda hâkim olursa, o zaman iblis ona yaklaşabilir ve onu sapıttırır. Hava ise nefsi remz eder ki, bir kimse gaflet ağacına ancak, Hava olan nefsinin onda galip olmasıyla yaklaşır ve o gafletle günah işler, yani gayri yete düşer ve Hak’tan perdelenir. Hak’tan mahcup/perdeli olan kimse Başkalarına ve kendine vücut nispet ederek günah işler. Çünkü Hz. Resülullah s.av efendimiz İbni Abbas’a hitaben “vücut günahı hiçbir günahla mukayese edilmeyen bir günahtır “ buyurmuştur. İşte Âdemin gaflet ağacına yaklaşması ile işlediği günah böyle bir günahtır.

    

4-Soru: Meleklerin itirazı nedir?                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                       Cevap: Meleklerin makam, Âdemi kemalattan mahrum bir kemalattır. Fakat melekler insanın ve cin’lerin mazhar olduğu nefsi tanıyıp bilirler. İşte melekler nefsi tanıdıkları için insanın nefsine uyup “…fesat çıkaran kan döken…”(Bakara-30) bir varlık olduğunu bildiler ve itiraz ettiler. Bu itiraz meleklerin bilgilerinin nefsi tanıdıkları halde Âdemi marifet ve kemalattan daha aşağı olmalarındandır.

 

5-Soru: Meleklerin secdesi nedir?

  Cevap: Allahu Teâlâ meleklere allemel esmayı (âlemlerin isimlerini) sorduğunda melekler bunu bilemediler ve “ya rabbi senin bildirmediğin bir şeyi bilemeyiz” (Bakara-32) dediler. Âdeme sorulduğunda ise Âdem allemel esmayı okudu. Yani meleklere kendi mazhariyetlerinden haber verdi. İşte melekler kendilerinde olmayan bu Âdemi kemalata secde etiller. Bu secde namazda yaptığımız secde gibi olmayıp o kemalatı kabul etmek ve ona tazim hürmet etmektir. Bu aynı bilgisiz kimsenin insanı kâmil’in ilmini irfaniyetini kabul ederek ona saygı gösterip hürmet etmesi gibidir.

  

6- Soru: .Âdem a.s. topraktan yaratılması nedir?

 Cevap: Âdem’in halkıyetinde/yaratılışında üç özellik vardır. Birincisi Cenabı Hakkın Âdemin bedenini çamurdan yaratıp iki eli ile düzeltmesidir. İkincisi Âdeme kendi ruhundan üflemesidir. Üçüncüsü ise Âdeme allemel esmayı öğretmesidir. Âdemin çamurdan yaratılması, Âdemin et ve kemiklerden oluşan bedeninin tabiata meyilli olarak yaratılmasıdır. Bu beden aynı zamanda Âdemin bu yeryüzündeki elbisesi olup, Âdem bu âlemden göçtüğünde bu elbise aslına yani toprağa dönerek yine kabir/mezar çukurunda toprak olur. Âdemin Hakk’ın İki eli ile yaratılması ise, Hakk’ın bir eli olan Celal ismine, diğer eli olan Cemal ismine Âdemin mazhar olmasıdır. İşte Âdem, bu Celal ve Cemali kendinde cem edip toplayan yegâne kul olması itibarıyla Hakkın, yeryüzündeki Halifesidir. Bu Kemalat başka yaratılan hiçbir varlıkta mevcut değildir.

    Âdeme Hakk’ın kendi ruhundan ruh üflemesine gelince. Hz. Pirin birinci kuşak halifelerinden olan Kavadar’lı Hacı kadir bey “Allah Âdeme ruhundan üflemesiyle ona cemi ilimlerin keşfini öğretti “ diyor. Hakikatte ilim, Allahın zatına taalluk eden yani zatı ilahi ile irtibatlı olan ilimdir ki, bu ilim ancak Kamil bir mürşitten öğrenilir. Bu itibarla “ilmi tevhit ilimlerin anasıdır” demişlerdir. Çünkü her bilgi ve davranış ilmi tevhitle fayda verir. Eğer bir kimse Kâmili mürşitten İlmi tevhidi tahsil etmedi ise o kişi, hangi ilimleri tahsil edip o ilimlerin âlimi olursa olsun yaradılışının yüce gayesi olan Hakka vuslata eremez. Kendinde ve cümle eşyada mevcut ve zahir/apaçık olan Cenabı Hak’tan mahcup/perdeli olur. Böyle bir kul bu âlemde Rabbinden perdeli olduğu gibi ahirette de Rabbinden perdeli olur ve Rabbini müşahede edemez. İşte Âdeme Hakkın kendi ruhundan üflemesi o kulun, kendinde ve cümle eşyada mevcut olan Hakk’ı müşahede etmesidir. Âdeme allemel esmanın öğretilmesi ise Allahın, görünen ve görünmeyen cümle âlemlerdeki tecellilerinin her çeşidine, cibilliyetine Âdemin vakıf olmasıdır. Yani Ulûhiyetin, Hakka ait olan ve Halka ait olan cümle isimlerle olan zuhurunu tanıması ve müşahede etmesidir. Âdem işte bu allemel esme marifetiyle, meleklere âlemlerin ve kendilerinin mazhariyetlerinden haber vermiştir. Velhasıl, Âdemin yaradılışındaki üç özelliğin manası ve izahı böyledir.

    

7-Soru: İblisin ateşten yaratılması nedir?

 Cevap: İblis, cin kavminden olan Can’ın çocuğudur. Aynı meleklerin nurdan, Âdem’in suretinin topraktan yaratılması gibi Cinler, ateşten yaratılmıştır. İblisin atası olan Can çift cinsiyetli, yani hem erkekliği hem de dişiliği olan bir cin idi. Ve kendi erkekliği ile kendi dişiliğinin temasından hamile kalıp, iblisi doğurmuştur. Ve Böylece iblis zuhura gelmiştir. Bu itibarla, ehli kemal her kul insan olmakla yaradılışının yüce amacı olan Rabbine vuslat etmeye müsait istidatla yaratılmıştır demişlerdir. Fakat bu yüce amaca ulaşmak “Ey iman edenler Allah’tan korkun O’na kavuşmaya/varmaya vesile arayın O’nun yolunda gayret gösterin ki kurtuluşa erebilesiniz” Maide(35) ilahi beyan gereği, ancak mürşidi kâmil’in irşadı ile mümkündür. Çünkü ayette zikredilen “vesile” zamanın kâmil mürşididir. Eğer bir kimse ben hiç kimsenin irşadına ihtiyaç duymadan, kendi kendime Rabbime kavuşurum anlayışı ile hareket ederse o kimseden meydana gelen anlayışlar, hep zan üzere olup onu rabbinden perdelemekle, onun iblisi olur ve onu Rabbin müşahedesinden mahrum eder. Böyle bir kimsenin kendi kendine, yani kendi aklım ve fikrim bana yeter, benim kimsenin irşadına ihtiyacım yok anlayış ve hali, iblisi doğuran can’ın durumu gibi olup, o kimseden hâsıl olup doğan anlayış ve zan’lar, cehalet ve delalet üzere olan iblisliktir vesselam.

     

8- Soru: Hz. Havva’nın yaratılması nedir?

  Cevap: Âdem Ruh, Hava ise nefis mazhariyetidir. Niyazi Mısri Hz.lerinin buyurduğu gibi Nefs Ruh ile zindedir.” yani nefsi ayakta tutan Ruh’tur, Ruh olmazsa Nefste olmaz. Ruh cümle âlemleri ve âlemlerdeki her bir şeyi kendinden zuhura getiren Hakk’ın ikilik kabul etmeyen vahdet’idir/Bir’liğidir. Nefs ise kendine nispetle varlığı olmamasına rağmen, kendine varlık vücut nispet ederek Bir olan Hak varlığını ikileştirerek çoğaltandır. Bu itibarla kulun nefsi onun Havva’sıdır. Kulun nefsine uyması ise onu iblis ile arkadaşlığa götüren Hava’ya tabi olmasıdır. Kulun Ademiyete mazhar olması ise, kendinin ve cümle varlık âleminin ikiliğinden arınıp saflaşarak Ruh Bir’liğine, Vahdet’e yükselmesidir. Bu itibarla nefs Hava’sının kendine nispetle vücudu olmayıp, Vahit/Bir olan Ruh’ Âdem’in den zahir olması, Hava’nın Âdemden yaratılmasıdır.

 

9 - Hava’nın Âdemin sol tarafındaki kemiğinden yaratılması nedir?

  Cevap: Kulun günah ve haram işlemeye meyilli olması nefs’e mazhar oluşundandır. Şeyhül Ekber Muhiddin Arabî Hz.leri, “Ademiyet’in üstü gökleri ve ruh mazhariyetini, sağ tarafı Allaha itaati, sol tarafı ise itaatsizliği remz eder” diyor. Kuranda ise: “Sizde üç sınıf olduğunuz zaman ki sağda sağın adamları ne mutludur onlar, solda solun adamları ne mutsuzdur onlar, önde olanlar (var ya) onlar öncüdürler.” (Vakıa 7-8-9-10) buyrulur. Bu ve benzer ayet beyanlarından anlaşıldığı gibi sol taraf itaatsizlerin itaatsizliklerinin açığa çıktığı taraftır. Bu itibarla Nefsin günah ve haram işlemeye meyilli ve müsait olmasından, Nefs Hava’sı Âdem’in/Ademiyetin sol tarafından yaratılmıştır.

 

10- Soru: Âdem ve Havva’nın örtündüğü Cennet yaprakları nedir?

 Cevap: Âdem Hava ile yasağı çiğnediklerinde “…çıplak kaldılar ayıpları kendilerine göründü ve bu ayıplarını cennet yaprakları ile örtmeye başladılar...” (Taha-121) Bu ayet beyanından da anlaşıldığı gibi, Âdemle Hava gaflete düşüp, Hak’tan perdelenerek Ruh Âdemliğine hiç yakışmayan haller ve kendilerine nispet’le davranışlar sergilediler. İşte Âdem ve Havva’nın bu duruma düşmeleri onların, çıplak kalmaları ve ayıp yerlerinin görünmesidir. Bu mesele aynı zındıkların halidir ki, zındık kendi nefsini ifna etmeden nefsine Hak, Rab diyerek nefsi ile Allah’ı kayıtlar. Zındık Meclislerden ezberlediği ve ariflerden duyup okuduklarını taklit ederek eşya ile Hakkı kayıtlayıp eşyaya Hak dediği için küfre ve günaha girer. Birde bu hal ve anlayışlarını bazı ayetler hadisler ve ariflerin kibar kelamları ile örtmeye kalkışırlar. Bunlar hakkında Kur’an da ; “…Kalbi eğri ve Bozuk olanlar Kuran’ın muhkem anlamı açık ayetlerini bırakıp müteşabih ayetlerini kalbindeki eğriliğe hastalıklara göre tevil eder…”( Ali İmran-7) Buyrulur. İşte zındıkların ayıp ve küfür üzere olan anlayış ve hallerini böyle ayet hadis ve ariflerin sözleri ile örtmeye çalışması Âdemle Havva’nın ayıplarını cennet yaprakları ile örtmeleri gibidir. Çünkü ayetler hadisler ve ariflerin sözleri Rabbin katından olmak itibarıyla, cennet yapraklarıdır.

  

11-Soru: Âdemin Cennetten kovulması /çıkması nedir?

  Cevap: Yukarıda beyan edildiği gibi Âdemin girdiği cennet, berzah cennetidir. Berzah âlemine bu imtihan yeri olup bu âlemde yaşayıp ömrünü tamamlayan, ehli nefs dâhil olur ve orada büyük kıyameti bekler. Bu bekleyiş ya cennet rahatlığı ile ya da cehennem azabı ve rahatsızlığı ile olur. Berzah âleminin bir ismi de kabir âlemidir ki, Hz peygamber ef. “sizin kabirleriniz ya cennet bahçesinden bir bahçedir ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur.” buyurmuşlardır. Berzah âlemi aynı zamanda Allah’ın mertebelerinden bir mertebedir. Bu mertebenin müşahedesine ariflerin mazhar olması ise küçük haşirdir ki arifler bu mertebeye “ölmeden evvel ölünüz” Hadisi şerif sırrıyla dâhil olup, bu berzah mertebesinin müşahedesiyle haşr olurlar. Bu küçük haşir olan berzah mertebesinden çıkış ise, ehli Hakk için terakki etmek olup, Hakkın kendi vahdetinden zuhura getirdiği varlıklar âlemine, vahdetin kesretine yükselmesidir. İşte Adem a.s. gaflet ederek günah işlemesinden sonra, hemen toparlanıp ….Adem, Rabbinden birtakım ilhamlar aldı ve derhal tövbe etti. Çünkü Allah tövbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır.” (Bakara-37) Beyan edildiği gibi, Allahtan af diledi ve Allah’ta Âdemin tövbesini kabul edip, affetti ve onu terakki ettirerek berzah mertebesi cennetinden çıkararak kendi kesreti ile yani vahdetin kesreti ile şereflendirdi vesselam.

 

12-Soru: Âdemin Yeryüzüne inmesi nedir?

 Cevap: Kuranda "Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. Belli bir süre kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir nimet/bir yararlanma imkânı olacaktır." (Araf 24,25)Buyrulur. Üzerinde yaşadığımız ve yaratıcı tarafından imtihan edildiğimiz bu âlem yeryüzüdür. İster peygamber ister veli, kim olursa olsun Âdem suretinde bu âleme gelen herkes bu yeryüzünde ömrü müddetince imtihana tabi olarak yaşar. Bu yeryüzü âlemine gelişimiz, bizim elimizde ihtiyarımızda değildir Allah tarafından yaratılarak bu âleme doğduk. Fakat bu âlemde Âdemi kemalata ulaşıp ulaşmamak bizim elimizde ve ihtiyarımızdadır. Her kim bu âlemde peygamber varisi olan ehli kemali dinler de, zamanın mürşidi kâmilinin irşadına mazhar olursa o kul Âdemi kemalata, yani Ademiyet mazhariyeti ile yaradılışının yüce gayesine ermiş bir kullukla cümle âlemlerde var olur. Her kim ki yaradılışının yüce amacına uygun bir kulluktan uzak bir yaşantıyla bu âlemde var olursa o, bu âlemde elde ettiği kulluk ile ebedi hayatını mahveder ve Rabbinden hicaplı perdeli bir kullukla var olur. İşte bu iki kısım yani Âdemi kemalatı arayanların ve aramayanların hal ve davranışlarından hâsıl olan zıtlıklar ve düşmanlıklar, yeryüzündeki Âdemoğlunun ahvali olup onun imtihanıdır. İşte bunu beyanla ayette,  "Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin…” buyruluyor.

 

13-Soru: .Âdem a.s. halifeliği nedir?

Cevap: Tikveş Kavadar’lı Hacı Kadir Bey Hz.leri “Âdem Allahın cem, hazretül cem ve cem’ül cem zuhuruna halife oldu” buyurmuşlardır. Âdem bu mazhar olduğu halifelikle yeryüzünde, Allaha ve ahirete imanı, Allah’ın emir ve yasaklarını, hükümlerini ve meratibi ilahiyi tebliğle irşat ederek Allahın kullarını aydınlatıp, Allahın Rızası ve iradesi doğrultusunda bir kullukla yaşayıp var olur.

 

14- Soru İblisin cennetten kovulması nedir?

Cevap: Bu mevzu Kuranı kerimde  And olsun ki sizi yarattık, sonra sizi biçimlendirdik, sonra da meleklere: "Âdem’e secde edin" dedik. Onlar da secde ettiler. Ama İblis etmedi, secde edenlerden olmadı o.
Allah buyurdu: "Sana emrettiğimde secde etmeni engelleyen neydi?" İblis dedi: "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın."
(Araf-11,12) “Buyurdu: Hadi, çık oradan! Sen kovulmuş birisin. Din gününe kadar lanetim üzerinedir." (Sad-77,78)  Ayetleriyle beyan edilir. Bu ayet beyanlarından açıkça anlaşıldığı gibi İblis, Hakk’ın “Âdeme secde edin” emrine riayet etmeyerek isyan etti ve lanetlenerek, Allahın huzurundan kovuldu. İblisin huzuru ilahiden kovulmasının sebebi “Âdeme secde edin” emrinin Allahın emri olduğu halde, Allahın bu emrine uymamasıdır. İblis bu emre uyacağı yerde, apaçık olan emri ilahiyi tevil ederek yorumladı ve ben ateşten, Âdem ise topraktan yaratıldı, Ateş topraktan önce yaratıldığından önce yaratılan sonra yaratılana secde etmez, dedi ve Allahın emrini çiğnedi. Böylece Âdemi kemalat’tan mahrum kaldı ve Allahın huzurundan lanetlenerek kovuldu.

 Bu mesele yakın manada şöyledir: Bir kimse Âdemi kemalatın açığa çıktığı Kamil Mürşidin irşadına mazhar olduğu halde, Kamilin telkini olan emri ilahi’ye riayet etmezde, emri ilahi olan telkin ve nasihatlere uymayıp, onları tevil ederek ben daim namazdayım deyip beş vakit olan Allahın emrine uymaz, ben daim oruçluyum deyip Ramazan orucunu tutmazsa, benzer Allahın açık emirlerini tevil ederek riayet etmezse o kişi, Kamilin irşadı ile hâsıl olan Ademiyetten ve Hakka vuslattan mahrum ve mahcup/perdeli olur. İşte o kişinin Rabbine vuslattan mahrum olması onun Rabbin huzurundan kovulmasıdır. Çünkü bu âlemde Hakka vuslat ancak mürşidi kâmilin telkin ve irşadıyla mümkündür. Ve bu âlemde Hak’tan mahcup olan ahirette de Hak’tan mahcup olur. Bunu beyanla kuranda “Bu dünyada kör olan ahirette de kördür”(İsra-72) Buyrulur. Yine bu konuda Kosova’nın Rahoves şehrinde medfun Malik Hilmi Hz.leri   

Hakkı görmeyen

Oldu merdudan

Sakın ey ihvan

Olma şeytanan  Diyor.

Velhasıl, bir kişi zamanın Kâmili’ni bulur ondan teveccüh görüp telkin aldığı halde telkine uymazsa, o kimse Âdemi kemalata ulaşamaz ve Rabbi’ne Kavuşmaktan mahcup ve mahrum olur. İşte Âdemi kemalattan gafletle Rabbi’ne vuslat mahrumiyeti, o kişinin Hakkın huzurundan kovulmasıdır vesselam.

 

15-Soru: Ebedi cennet/Yeryüzünde girilen cennet nedir?

 Cevap: Bu sorunun cevabı on yedinci sorunun cevabıyla beraberdir.

 

16.-Soru: "Hep birlikte oradan inin” demek nedir?

 Cevap: Bu sorunun cevabı on ikinci sorunun cevabının içinde verildi.

 

17-Soru: Hz. Muhammed a.s. miraçta cennete girmesi nedir?

 Cevap: Hz. Muhammed s.a.v efendimizin miracı biri cismani diğeri Ruhani olmakla ikidir. Cismani miracı Bütün varlıkların tespihi o kudrettir ki, ayetlerimizden bazılarını kendisine gösterelim/kendisini ayetlerimizden bir parça olarak gösterelim diye kulunu, gecenin birinde Mescit-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescidi Aksa'ya yürütmüştür. Hiç kuşkusuz, O'dur Semî' ve Basîr.”(İsra-1) Ayeti ile beyan edilen miracıdır. Ki bu miraç, sadece Hz. Muhammed s.a.v efendimize mahsus mucize olarak cismen gerçekleşen miraçtır. Ruhani miracı ise (Necm- 2…18 ) ayetlerinde beyan edilen miraçtır. Ki bu Ruhani miracı Hz Resülullah efendimiz yaptığı gibi, cümle peygamberler ve insanı kâmil olan velilerde yaparlar.

   Ruhani miraç bu yeryüzü olan imtihan âleminde kulun, kendi nefsinde ve cümle eşyada mevcut olan Rabbini müşahede edip Rabbine kavuşmasıdır. Bir kul ancak mesleki resulde meratibi ilahi irşadıyla kendinde ve cümle âlemdeki Rabbine vuslat eder. Ki bu vuslat o kulun irfan cenneti olup, irfan cennetinde kul, daima Rabbin cemal müşahedesi ile zevklenir. İrfan cennetine bu âlemde girenler, hangi âlemde olursa olsunlar bir daha ebediyen bu cennetten çıkmaz, hep Rabbin müşahedesi ile zevki sefa sürerler. Meratibi ilahi irşadından mahrum olan müminler ise, bu âlemde işledikleri güzel Salih ameller ile ahirette amel cennetine girip orada nefislerini cennetin huri gılman ve köşk gibi nimetleri ile lezzetlendirirler. Fakat bunlar irfan cennetinde Rabbin Cemal müşahedesinden mahcup ve mahrum kalırlar. Velhasıl Hz. Resülullah efendimizin ve cümle peygamber ve insanı kâmil olan velilerin bu âlemde, yani yeryüzünde girip dâhil oldukları ve ebediyen çıkmadıkları cennet irfan cennetidir. Bu beyanlar ile on beşinci ve on yedinci sorular cevaplanmış oldu.

 

18-Soru: Hz. İdris  (a.s.) cennete girmesi, çıkması ve yeniden girmesi nedir?

Cevap: Hz idris Cebrail’e beni cennete götürür müsün? Dedi, Cebrail götürürüm fakat benimle beraber cennetten çıkman şartı ile dedi. Böylece anlaşıp beraberce cennete girip dolaştılar cennet nimetleri ile zevklendiler. Sonra beraberce anlaştıkları gibi cennetten çıktılar. Cennetin kapsında Hz. İdris makasımı unuttum, gidip alayım dedi ve cennete girdi bir daha çıkmadı. Bunun üzerine Cebrail cennete girip Hz. İdris’e hani anlaşmıştık neden çıkmıyorsun dediği zaman idris, ben seninle girip çıkmak üzere anlaştım, ikinci defa girdiğimde çıkacağım diye sana söz vermedim dedi ve cennetten çıkmayıp cennette kaldı.

   Bu meselenin bu gün bize hitabı şöyledir: Hz Cebrail vahiy getiren melek olup aklı Muhammed s.a.v mi remz eder. Muhammedi akıl mazharı ise zamanın Kamil mürşididir. Kamil bu mazhariyetle, salikle beraber meratibi ilahi yani Allahın makamlarını mütalaa ve müşahede ederek salike yol gösterip irşat ederek onu aydınlatır ve bu esnada birlikte cennetül irfan zevki ile zevklenirler. İşte bu hal İdris in Cebrail ile cennete beraber girmeleri ve cennetle zevklenmeleri gibidir. Salik irşat olup meratibi ilahiyi hatme dipte kâmil bir insan olunca, artık cümle meratibi ilahi yani Allahın makamlarının keşfi marifetiyle zevklenir ve bu ilahi zevk ile cennetül irfanda ebediyen kalır. İşte İdris in ikinci defa cennete yalnız girip te çıkmaması hatmül makamla insanı kâmil olup, mürşidin irşadına ihtiyaç duymadan salikin irfan cenneti ile zevklenmesidir. Çünkü pir Seyyid Muhammed Nur Hz.leri “İlmin makam itibarıyla sonu vardır zuhur itibarı ile sonu yoktur” buyurmuşlardır. Ki Kamil mürşit irşadı ile hatmül makam olmak, ilmin sonuna ermektir. Velhasıl Kamil’le beraber onu irşadıyla Hakkın makamlarını salikin mütalaa ve müşahede etmesi, Cebrail’le beraber cennete girmektir, salik’in Hatmül makama ulaşıp insanı kâmil keyfiyeti ile yaşaması, cennete girip bir daha çıkmamaktır vesselam.

 

19- Soru: İblis esması Arapça değil yabancı bir esmamıdır?

Cevap: Olabilir

 

20.-Soru: Meleklerin secdesi namaz secdesi gibimi yoksa hürmet anlamında mı?

Cevap: Bu secde namaz secdesi gibi olmayıp, Âdemdeki kemalatı kabullenerek tazim ve hürmet etmektir.

 

21.-Soru: Âdem Aleyhisselamın meleklere esmayı bildirmesi-öğretmesi nedir?

Cevap: Âdem as. Allemel esmaya mazhar olmakla Hakkın isimlerine, cümle âlemlerin ve âlemlerdekilerin isimlerine ve bu isimlerin mahiyetlerine vakıf oldu. İşte Âdem as. Bu kemalat ile meleklere kendi varlıklarından haber verdi ve onlara kendi varlıklarını öğretti. Bu kemalattan habersiz ve mahrum olan melekler, o kemalatın zahir olduğu Âdemin üstünlüğünü kabul edip ona secde ettiler. Bu gün Dahi Âdemi kemalatın mazharı olan İnsanı Kamil mevcut olup, onun mazhar olduğu ademiyet irşadı ile aydınlanan kimseler, Âdemi kemalata saygı ve hürmet edip bu secdeyi yaparlar vesselam.

  

22- Soru: Şeytan ve cinler nedir? (cinlerin iyilerinin kötülerinin olması nedir?).

  Cevap: Şeytanın yani iblisin mahiyeti yedinci sorunun cevabında izah edildi. Kuran’da "Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet/kulluk etsinler diye yarattım." Zariyat (56) Buyrulur. Ki, bu ve benzer ayet beyanlarından anlaşıldığı gibi Cinler, ateşten yaratılmış, mazharı latif olan mükellef varlıklardır. Yani cinler Allahın emir ve yasakları ile mükellef olup, bu emirlere yasaklara riayet edenleri olduğu gibi, riayet etmeyip isyan ederek günahkâr olanları da vardır. Fakat cinlerin mükellefiyeti eksik bir mükellefiyet olup insan makamının aşağısıdır. Bunu beyanla kuranda Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tin-4) Buyrulur. Bu itibarla cinler makamı insana yükselemezler ve insanın makamından gafildirler.

 

23-Soru: Kabil ve Habil... (özelikleri ve birbirini öldürmeleri nedir) ?

 Cevap: Kabil ve Habil Âdem ile Havva’nın iki çocuğudur. Bunlar Allaha kurban sundular fakat Habillin kurbanı kabul oldu Kabilin kurbanı kabul olmadı, bunun üzerine Kabil, Habil’i haset etti ve onu öldürdü. Zahiren Âdemin çocuklarının kıssası böyledir. Bu Kur’an kaynaklı kıssanın bugün bize hitap eden yönü ise şöyledir. Âdem aynı zamanda manevi vücudun hasletlerinden olan “Kalp” mazhariyetidir. Kalp Âdemin den nefs Havva’sı sadır olur, nefs Havva’sı da iki kısım tecelliyle doğar ki, bu iki tecelli birbirinin zıddı olan hidayet ve delalet yoludur. Hidayet yolu peygamberlerin ve müminlerin yolu, delalet ise iblisin yoludur. Bunlar birbirinin zıddı olmakla insanın kulluğuna tesir ederler. Bunların hangisi diğerini mağlup edip insanda hâkim olursa, o kişiden hidayete yönelik veya delalete yönelik kulluk açığa çıkar. Hidayet kulluğunun cömertlik, yumuşak huyluluk, aşk, ilim gibi birçok tesiri ve tecellisi olmakla beraber, bunları başı “kanaat”tir. Delalet kulluğunun da cehalet, gaflet, hırs, isyan gibi tesir ve tecellileri olmakla beraber, bunların başı “tamahkârlıktır. İşte kalp Âdemi ve nefs hava’sından doğup zuhura gelen ve bizim kulluğumuza tesir eden, bu iki birbirine zıt tecellinin hidayete yönelik olanı Habil, delalete yönelik olanı kabildir.

    Âdemoğlunun mazhar olduğu Delalet Kabili’nin tamahkârlık edip hidayet Habil’ine galip gelmesi onu öldürmesidir. Çünkü bütün kötülüklerin önünde öncesinde tamahkârlık olur, sonra kıskançlık, haset, hırs vb. gelir ve o kul günaha girer. Habil ise hidayete yönelik olduğundan, kanaat ederek affedici, sabredici, ilimle meşgul olup, daima iyilikler üzere kulluk yapmaktır. Her zamandaki Âdemoğlu yani her insan, yaradılışından kendisinde var olan potansiyelindeki Habil ve kabil hasletleri ile kulluk yapar. Vesselam.

 

24 - Soru: Haset ilk günah mı?

 Cevap: Delaletin ilk tesiri “tamahtır” ki tamah haset ile aynı anlamdadır.

 

25- Soru: İblis Âdeme a.s. neden haset etti?

  Cevap: Tamahkârlık haset etmek gibi kötülükler, hepsi cehalet ve delalet olarak zahir olur ki, delaletin baş mazharı iblistir ve iblis cahildir. Bu itibarla Haset ve diğer cümle kötülüklerin temelinde iblislik vardır.

 

26-Soru:  Kabil Habil’e haset etmesi nedir?

 Cevap: Bu soru yirmi üçüncü sorunun cevabı ile cevaplandı

 

27-Soru: .Âdeme ve Havaya emir verilmiştir/Âdemin ve Havanın Emre uymaması nedir?

 Cevap: Âdem ve Hava cennette iken Allahın yasakladığı “…şu ağaca yaklaşmayın.. emrini çiğnediler ki, yukarıda izah edildi.

 

28.- Soru: İblise ve Meleklere emir verilmiştir bu emre meleklerin uyup İblisin uymaması nedir?

 Cevap: Meleklere ve iblise verilen emir Âdeme secde etmeleri emridir ki, bu emri melekler itaat ederek yerine getirdi, iblis itaat etmeyip isyan ederek Allahın bu emrine uymadı.

 

29-Soru: Kur`an da ruh bedendeki dirilik kastedilerek mi zikredilmiştir?

Cevap: Kuranda  “…ve insanın yaratılışına çamurdan başladı. Sonra onun neslini bir usareden, hor görülen bir sudan oluşturdu. Sonra ona bir biçim verdi ve onun içine kendi ruhundan üfledi. Sizin için işitme gücü, gözler ve gönüller vücuda getirdi…” Secde(7-8-9) Buyrulmuştur. Bu ve benzer ayet beyanlarından açıkça anlaşıldığı gibi, Âdemoğlunun bedenindeki dirilik/hayat Ruhtandır. Çünkü Ruh, hayat sıfatı ile açığa çıkar. Hayat’ta olup yaşayan her insanın, yani Âdemoğlunun bedeninde ilim, irade kudret işitmek görmek, kelam ve tekvin olan Allah’ın sıfatı subutiyesi mevcut olur. Bunu beyanla Hasan Sezai Hz.leri

Cümle sıfatı cem etti anda

Türlü cevherler koydu ol kanda

 Gözün aç sakın gezme yabanda

 Her ne dilersen dile Âdem’den dile. Demiştir.

 

30-Soru: Her Âdemoğlunda var olan bu sekiz sıfatı subutiye insan ölünce ne olur?

 Cevap: Her Âdemoğlunda mevcut olan Sıfatı subutiye Allaha ait olup, sıfatların aslı nurdur. Âdemoğlu ölümle bu âlemden geçtiği zaman bu sıfatlar, o kul’un varlığı hakikati ile berzaha ve ahirete intikal olur. Kul hangi âlemde var olursa olsun, mazhar olduğu Allahın bu sıfatları ile varlığı ebediyen devam eder. Âdemoğlunun ölümü ile toprağa verilen, insanın hakikati olmayıp onun topraktan yaratılan ve etinin kemiğinin oluşturduğu beden varlığıdır. Çünkü bedenin aslı toprak olup, beden aslı olan toprağa döner. Fakat Âdemoğlunun hakikatinin sonu olmayıp ebediyen devam eder. Vesselam.

 

 Mesleki Resulü melamiye mürşidi kâmili olup, irşat hizmetini Kosova devletinin Prizren şehrinde devam ettiren Abdullah Rahte efendinin şahsımıza tenezzül ve teveccüh ederek yöneltmiş olduğu, bu irfaniyet yüklü soruların cevaplanması hatalarıyla beraber tamam oldu. Unutulmamalıdır ki, her tevil tefsir ve yorum, muhkem olan ayetlere ve dinin temeli olan ahkâmına ters düşmeden daha başka şekilde de tevil edilir, tefsir edilir ve yorumlanabilir. Her şeyi en iyi bilen Allah tır.    

                                                                          6 Nisan 2009 Pazartesi

                                                                            Nejdet Şahin