Ey inananlar! İçinizden kim dininden dönerse şunu bilsin: Allah, yakında,kendilerini sevdiği ve kendisini seven, müminlere karşı boynu bükük, kâfirlere karşı başı dik bir topluluk getirecektir. Bunlar Allah yolunda tüm gayretleriyle didinirler, hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah'ın dilediğine yönelttiği bir lütuftur. Allah, yaratılışı ve yarattıklarını genişletir, her şeyi bilir. (Maide-54)
Miftâh-I Vahdet-İ Vücûd Risâlesi

Önce Cenab-ı Hakk'a hamd ve sena, habibine salat ve selam edip, kendisine tabî olduktan sonra (sözlerime başlıyorum).

Bilinmelidir ki; Varlığın Birliği (Vahdet-i Vücûd)'ni savunan Allah dostlarının sözlerinden şöyle bir anlam çıkmaktadır: Varlık (vücûd) birdir, birden fazla değildir ve o da Hakk'ın varlığıdır. Onun varlığından başka bir şeyin varlığı yoktur. Bu yaratılmış âlemdeki çokluk (kesret) olarak görülen her şeyin varlığı bir zattan kaynaklanmaktadır. O'nun bütün eşyada kendi varlığını gösterdiğine dair hiçbir şüphe yoktur. Yine o zat, bütün eşyanın her birinde kendi birliğini de göstermiştir. Bundan dolayı, o zatın birliğine delalet eden bu şeylerden her birisinin ne başlı başına bir varlığının bulunduğu ve ne de bir uğurdan[1] meydana geldiği sanılmamalıdır. Çünkü bu varlıklardan hiç birisi ne başlı başına var olabilir ve ne de bir uğurdan meydana gelebilir.

Bilmelisin ki; bütün eşya ile maddî ve manevî çokluk âlemi (Kevserî Âlem) yok iken o bir olan zat var idi. Ezelden beri var olduğu gibi şu anda da var olan yine o zattır. O zattan başka her hangi bir varlık yoktur.

FEYZÜ'L-MUĞNÎ MİN SIRRİ HADÎSİ MEN TALEBENÎ
Zâtının ehadiyyetinde‚ "ehad", esmâ ve sıfâtının vâhidiyyetinde‚ "vâhid" olan; nimet ve fazîlet bahşetmesiyle yüceliğini ortaya koyan; tâliblere fiilleriyle, âriflere sıfatlarıyla, âşıklara da zâtıyla tecellî eden Allâh'a hamd olsun. Mutlak Gayb'  hazinesinin anahtarı ve âlemin gizli sırlarının keşfi olan efendimiz Muhammed-i Muhtâr ile O'nun ailesi ve hayırlı ashâbına da salâtü selâm olsun.

İmdi, ganî (zengin) ve kebîr (büyük) olan Allâh'a muhtaç durumdaki Muhammed Kemâleddîn b.  Es-Seyyid  eş-Şeyh  el-Hâc  Abdurrahmân  el-Harîrî el-Halvetî el-Melâmî (Allah ona doğru yolu hidayet etsin ve hakîkate ermenin zevkini tattırsın) der ki; bu risale, Allah  (celle celâluhû ve amme  nevâluhû)'ya  nisbet edilen ve O'nun peygamberimiz Hz. Muhammed 'e  vahyettiği ve ona lafzıyla açıkladığı şu kudsî hadîsin, ibaresi latîf ve işareti açık bir şerhidir:

"Men talebeni vecedeni ve men vecedeni arafeni ve men arafeni aşıkani ve men aşıkani kateltühü ve men kateltühü fe aleyye diyetühü ve men aleyye diyetühü fe ana diyetühü ve men  ene diyetühü fela ferka beyni ve beyne" Beni talep eden beni bulur; beni bulan beni bilir; beni bilen bana aşık olur; bana aşık olanı ben katlederim; benim katlettiğim kimsenin diyeti benim üzerimedir; diyeti benim üzerime olan kimsenin diyeti ben olurum; diyeti ben olduğum kimse ile de benim aramda hiçbir fark yoktur.

Ya Rabbi beni ağyare saldırma
Bu'd fırkatın narına yandırma
Mu'tad et kalbimi zikrinle daim
Uyandır nevm-i gaflete daldırma

Bad-ı seher-i aşkını kalbimde
Estir erisin ol şirk-i hafiye
Şems-i hakikatın tığını saldır
Açılsın marifet gülün soldurma

Özümü özünden olduğun bildir
Sözümü sözünden olduğun bildir
Emraz-ı a'veri gözümden kaldır
Biri bir göreyim iki sandırma

Hadis-i kudsinde kim buyurdun Sen
Sevdiğin kuluna hep verirsin Sen
Gözünden görmeye göz olursun Sen
Bu zümre kullardan beni ayırma

Sehab-ı cehlimi kaldır aradan
Nur-i irfan ziya salsın her yandan
Göreyim cemalin ben ben olmadan
Gözümü serab-ı zille kaydırma

Vaslına muhabbet nimettir bana
Birliğe ulaşmak izzettir bana
Hicab-ı cenneti sed çekme bana
Huri gılman ile beni kandırma

Mahvedip FEHMİ'yi mahz-ı zat eyle
Bekada baki kıl izzü cah eyle
Cemalin keşfedip dilküşad eyle
Hicrile Berzah'ta beni durdurma
NAMAZIN HİKMETİ - Necdet ŞAHİN
   Yerleri gökleri ve arasındakileri vahdeti vücudundan yaratan, bunlar içinde insanı kendi için yaratıp, Rabbi’ne kavuşmayı kulluğun yüce gayesi kılan Allaha hamdolsun. Kulluğun en kemalli zuhuru Muhammed s.a.v’e ve ehli beyte selam olsun.

Farsça bir kelime olan Namaz, Arapça salât olarak ifade edilir. Kuranı kerimde; “..Namaz, müminler üzerine vakti belirlenmiş bir farz olmuştur.”(Nisa- 103) buyrulur ki, namaz ibadeti İslam’ın temel ibadetleri içinde kulu en fazla Rabbi’ne yönelten ibadettir. Çünkü hac ömürde bir kere, zekât yılda bir defa, oruç ise on iki ayda bir ay, ifa edildiği zamanlarda kulu Hakk’a yönelttiği gibi, namaz her gün beş vakitte kulu Rabbi’ne yöneltir. Ve namaz kılınırken dünyevi hiçbir değerle meşgul olunmaz. Bu yönü ile namaz her gün beş vakitte kulu Allah’ın huzuru ile şereflendirdiğinden, zahiren bedenle yapılan ibadetlerin en değerlisidir. Ki bunu beyanla Hz. Peygamber efendimiz ; “Namaz dinin direğidir” buyurmuştur.
MEVLİDİ ŞERİF ŞERHİ - Hüseyin İŞBİLİR

Yüce Allah'ın izni ve ihsanı ve kusurları bağışlayıcılığına sığınarak Süleyman Çelebi hazretlerinin yazmış olduğu "Mevlid-i Şerif" adlı eseri ile bizlere açmış olduğu pencerelerin sadece beş tanesinden bakmış olduk. Ve görebilmiş olduğumuz ve anlayışımızın eriştiği kadarı ile açıklamasını yapmaya niyet etmemiz ile başlamış olan çalışmamız neticesinde bu değersiz karalamalarımız meydana çıkmış oldu. Açıklamalarımızda göremediğimiz yanlışlıkların oluşması Mevlid-i Şerif 'ten değil, sadece gözlerimizin ve anlayışımızın eksikliğindendir. Çelebi hazretlerinin yazmış olduğu eser, Hz. Peygamber (s.a.v) efendimizin zahir ve batın yönde olan hayatı ve dostlarının kendisisine karşı olan sevgi duygularını anlatan öz bir eserdir. Bu eser hakkında yaptığımız çalışma ile meydana gelen açıklamalarda Peygamber (s.a.v) efendimizin hayatı ve bazı olaylar hakkındaki tarihi yazıların oluşmasında aşağıda isimleri verilen kaynak eserlerden faydalanılmıştır.  Gayret gösterip Yazmış oldukları eserler ile bizlere ışık tuttukları için yüce Allah'ın onlardan razı olsun mekânlarını cennet eylesin.
MELAMİ ZÜMRESİ- Necdet ŞAHİN

Pir Seyyid Muhammed Nur Hz.lerinin ikinci kuşak halifelerinden olan, Prezerenli HACI ÖMER LÜTFİ Hz.lerinin, "Melami"leri anlatan bu ilahisi, Kemal zurnacı Hz.leri tarafından, tarafıma tembih edilmiş olup, Allah'ın izni ile mazhariyetimiz nispetinde açıklanmasına başlanmıştır. Kul gayretin mazharı olması itibarıyla, gayret bizdendir, tevfik başarı, hidayet zuhuruyla mümin kullarını ihya eden ve öğünmeye yegâne layık olan Allah'tandır. Selam, yaratılanlar içerisinde, hidayet zuhurunun en kamili ve baş mazharı olan, Hz. Muhammed Sav.'e, ve O'nun la her zamanda mevcut ve beraber olan, evladı Resuledir. Arifi Billâh, Kâmili Mürşit, Hacı Ömer Lütfü Hz.leri buyurdu.
YOL ARAYIŞI - Hüseyin İŞBİLİR

Bakara suresinde, 2/156. “Biz Allah içiniz ve sonunda O’na dönüp gideceğiz.” Anlayışına ermek için “Yol arayışı” ile ilgili 40 soru, 40 cevap şeklinde düzenlenebilecek bir yazı çalışmasının uygun olacağı hakkında, saygı değer büyüğümüz Demir Ali Serbest efendi bizleri teşvik etmiştir.
Bu konuda bizi yönlendirmiş olmasından dolayı kendisine teşekkür eder ve yüce Allah kendisinden razı olmasını niyaz ederiz. Bu yazının yazılmasına gerekçe olarak, bir müminin bir mürşit arama ihtiyacının hangi şartlarda oluşacağının doğru şekilde bilinme ve ona göre hareket etmenin bilinmesi içindir. Bir mürşit arayışı, ihtiyaç duymadan ve bilgisizce yapılması durumunda, manevi yaşantının düzeleceği yerde daha kötü ve sapıklığa varabilecek bir hale düşülebilir. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de bilgisiz fakat samimi duygulara sahip olan müminlerin, kolaylıkla kandırıp iyi niyetleri istismar edildiği ve edilmekte olduğu açıkça görülmektedir.
MELAMET HIRKASI (HAYDAR HAYDAR)- Necdet ŞAHİN

BEN MELÂMET HIRKASINI
KENDİM GİYDİM EYNİME
ARU NAMUS ŞİŞESİNİ
TAŞA ÇALDIM KİME NE
HAYDAR HAYDAR
TAŞA ÇALDIM KİME NE
Melâmet hırkasını eyni’ne giymek, insanın cümle kulluğunda Melamiliğin hâkim olup Melamiliğe dâhil olmasıdır. Ki, Melamilik cümle peygamber ve insanı kâmil olan evliyanın ulaştığı kulluk mertebesidir. Melamiler için Kuranı kerimde, “Ey inananlar, içinizden kim dininden dönerse Allah onun yerine öyle bir kavim getirir ki; Allah onları sever, onlar Allah’ı severler, onlar müminlere karşı boyunları büküktür/mütevazı ve merhametlidirler. Kâfirlere karşı başları dik/izzetlidir. Onlar Allah yolunda mücadele ederler, dil uzatanın levminden/kınamasından korkmazlar. Bu Allah’ın dilediğine yönelttiği bir lütuftur / ihsandır…” (Maide, 54) buyrulur. Ki, ehl-i kemâl, bu ayetin Melâmîleri tarif ettiğini beyan etmişlerdir. Çünkü kınayanın kınamasına aldırmamak Arapça ‘levm’ kelimesidir ki, kınanmak manasında olup, melâmet demektir.